Manifesto II

Bugün azizli hikayelerime ara verip biraz son günlerin üzerimdeki etkisini içeren bir şeyler söylemek istiyorum sana sevgili okur, yazar, çizer, izler ya da her ne yaparsa yapar.

Yine her zamanki gibi, bir başka ekstremi daha yaşıyorum. Hayatım hiçbir zaman, durağan olmadı. Olduğunda bile mutlaka o durağanlığın bile bir acayipliği vardı. Kendimi hiçbir şey yapmıyor olarak nitelendirdiğim zamanlarım da bile, mutlaka bir sürü şey planlamış, o planların hayali ile bir şeyler peşinde koşuşturmuşum şimdi geriye bakınca. Ama burada yazacaklarımın ne geçmişle ne de gelecekle (belki satır satır), ama daha çok bugünle ilgisi var. Gülümsüyorum. Oturdum yine bir kafede, günün 4. kahvesini içiyorum. Bak buna da ayrıca değinmek istiyorum. Yapılan son araştırmalara göre – her ne kadar fazla kısıtlamaları olsa da, bahsedilen araştırmaya dair çıkan habere şuradan ulaşabilirsiniz – günde 3 kahve içen hem kadın hem de erkek, kahve içmeyenlere göre daha fazla yaşabilirmiş. Her neyse, tabi mevzu bundan yana değil. Konu aslında 3 paragrafla özetlemek istediğim 3 farklı temadan oluşuyor; rastlantılar, kararlar, gözlemler.

Rastlantılar. Ben önemini çoktan size anlatmış olmalıyım. En azından yazdıklarımı takip etmesi ve okuması için zorladığım yakın çevremdeki insanlar benim rastlantılara nasıl inandığımı ve o rastlantıların hayatımı nasıl değiştirdiğini vurguladığımı çok iyi bilirler. Geçmişte örneklerim çok olsa da, bugün başlı başına ayrı bir konu bu rastlantılardan bahsetmek için. Başlamak üzere olduğum işten tutun da, varlığından haberdar olduğum ama daha bir kaç gün öncesine kadar görmediğim insanlarla ummadık zamanlarda, beklenmedik yerlerde karşılaşmaya kadar. Bu durum size sıradan gelebilir ama İstanbul nüfusu oldukça kalabalık bir şehir, o yüzden ben büyüsüne kapılabiliyorum bu durumun haliyle. Gülümseten küçük detaylar bunlar aslında. Fazla detaycı bir insan olarak bu küçük şeyler beni mutlu etmeye, hatta sabırlı kılmaya yardımcı oluyor.

Kararlar. Oldukça dengesiz bir insanım ben. Her ne kadar mantıklı olduğumu savunsam da, duygusal olduğum gerçeğini çok az şey değiştirir. Fakat, kontrol manyağı bir insan olduğum için de duygusal durumlarla başa çıkabiliyorum. Her ne kadar kendimi ikna etmekte çok iyi olsam da, yeri geliyor kendime fazlasıyla yenilebiliyorum. Ama, pek de pişmanlığım yok bu konuda. Hep bir sebebim, ve kendime yapabildiğim açıklamalarım olduğu koşulda, herhangi bir problemim yok. Hali hazırda kafamda milyon tane tilki var. Her türlü yolu yöntemi denedim; akıl danışmak, araştırmak, değerlendirmek, bilir kişilere danışmak, aile ile görüşmek, arkadaş fikrini sormak… Hepsi. Ama hala net değilim. Deneme yanılmayı dahi denedim. Ama çok fazla veri yok bu deneme yanılmalar sonucunda elimde, ama göreceğiz. Sadece tek bir şey önemli sanırım, duygusal değil, mantıksal tercih yapmam gereken kritik durumlardan birisi ve kesinlikle kendimi manipüle etmemeliyim…

Ve, gelelim gözlemlere. Değişiyorum. Tekrar. Yine. Ve ister istemez kendimi sorguluyorum bu konuda. Değiştiğim zaman da öyle bir değişiyorum ki, beni ben yapan şeylerden en temelleri değişiyor. Kendi kimliğimin bir parçası olarak gördüğüm şeyler değişiyor. Sakinim artık, agresifliğimden pek eser kalmadı. Anlık yükselişlerim bile çok azaldı. Umursamıyorum artık, umursadığım şeyler iki elin parmaklarıyla gösterilebilir. Sabretmeyi öğrendim, belirsizlikle baş etmeyi, kendime tahammül etmeyi, insanları görmezden gelmeyi. İnanmayacaksın biliyorum ama ciddi anlamda politik olarak doğru olmayı öğrendim. Dürüstüm yine, çok az insan takdir etse de bunu, dürüstüm. Hiç de ödün vermek istemiyorum bundan. Bu kadar dürüst olduğum için kaybettiğim ufak tefek ya da oldukça büyük şeyler olsa da, vazgeçmiyorum. Bazen fazla eleştirel olabiliyorum evet ama kendi kendimi de eleştirebildiğim için bunun pek de problem olduğunu sanmıyorum. (Oturduğum masada fesleğen var, fesleğen kokusuna da ayrı bir bayılıyorum, neyse.) Hatta bugün bana, kendi kendimi ve içinde olduğum durumu çok fazla değerlendirdiğimi söyledi bir arkadaşım. Değinmek istediği nokta aslında benim ne kadar kendisiyle ilgili bir insan olduğumu söylemekti, ama o biraz daha kibar bir dille söylemeyi tercih etti. Haksız değil, her birimiz kendisiyle ilgili. Benimkisi biraz ekstrem ise, bu da artık kendi kendine yetebilen bir insan olmakla – finansal anlamda değil, aksine sosyal anlamda. Demek istediğim, kendisiyle geçirdiği vakit başkalarıyla geçirdiği vakitten çok daha fazla olan insanlar; hatta bunu tercih eden insanlar, kendilerini daha sık değerlendireceklerdir haliyle. Düşünsenize, başkalarıyla geçirdiğiniz vakitte, kim bilir o insanı kaç kez süzüp, değerlendirip o insan hakkındaki fikrinizi başka bir insana aktarıyorsunuz? Benim durumumda da, başkalarına anlattığım insan biraz kendim oluyorum haliyle…

Her neyse, uzun lafın kısası, ufak bir seyahate çıkmadan önce, yine bilgisayarımla çıktım sokağa. Bir kaç saatlik uyku ile uçuş yakalamaya çalışacağım. Bir serin cuma akşamında, aslında başka bir planım varken, yalnızlaşmanın getirdiği ruh haliyle, kendi kendime kalıp sizinle konuşmak geçti içimde, rastlantılar da kapımı çalarken.

 

Öpüyorum.

*r.

14.7.17

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s