Istanbul.

Sahipleneceksen bir seyleri, sehirleri sahiplen. O sehrin siluetini sahiplen. O sehrin gunesini, yagmurunu, karini, sicagini, sogugunu. Hatta o sehrin, golgelerini sahiplen. Sabah gun agarirken, aksam gunes batarken sahiplen onu.

O sehirdeki insanlari sahiplen. Sanki, herkesi bir tanidik, arkadas, dostmus gibi.

Farelerin girdigi delikleri bil o sehirde. En guzel manzarali restaurantlarini bil. En iyi kahvalti nerede yapilir onu bil. En guzel kahveci nerede onu bil. Bir yudum kahvenin, 40 yillik hurmetinin oldugu mekanlari bil. Rakiyla salgamin iyi gittigi yerleri bil.

Iyisini bil bilmesine de, ama tamami ile sahipleneceksen en kotusunu de bil. Hangi sokaklarina girilmez. Nerede kapana kisilir. Nereden kacilir. Hangi sokak cikmaz, hangi vapur hic kalkmaz. Hangi caddede hic isik olmaz. Nerededir kimsesizlik kokusu. Neresindedir aclik. Neresidir yalnizlik.

Neden mi sehirler? Sahibi cok sahipsizler cunku sehirler. Hem yuva hem durak aslinda sehirler. Gecerken ugrananlar da var, dogdugundan beri terk etmedigin de. Biraz nefes almak icin gidilenler de var, hasretin surekledikleri de. Kalmaktan, gidememekten baska carenin olmadigi sehirler de var.

Neden mi sehirler? Hic bir seye, hic kimseye degilse bile, ona olan bir aidiyet var. Hic bir kapi yoksa calinacak, yurunecek sokaklar, bilinmeyen insanlarla paylasilacak hikayeler var. Bir basina bir uctan bir uca giderken, sana gulumseyen insanla iki tatli muhabbet var. Agzini yuzunu kirsa da, elinden neyin var neyin yok alsa da, aidiyet var. Hic bir sey yoksa, sahiplenme ve sahip olma var.

Istanbul. En sadik sevgili. Hem yuva, hem durak. Hem ask, hem nefret. Hem tam, hem eksik. Hem dun, hem bugun, hem de yarin. Hem sabah, hem gece.

Hayir, cekip gitmeyim desen, pesini birakmaz. Bavulunu alsan eline, oyle bir savurur ki seni icinde, gitmek istesen de o firtinasina tahammul edemeyecegin icin kalirsin bazen. Aksi, huysuz, cekilmez bazen.

Ama oyle bir yuzu var ki, oyle guzel ki, bakmaya doyamazsin. Alamazsin gozlerini. Ruhsuz bedenler yanindan gecer, akar gider zaman, sen yine onun yuzunden alamazsin gozlerini. Yillar gecer. Dakika hesabini unutursun Istanbul’da. Saat hesabi yapamazsin. Istedigin yere istedigin zaman gidemezsin bir kere. Senin degil onun sozu gecer. Bazen maco bir delikanlidir, endamindan dolayi susar, lafini gecirmeye calismazsin. Bazen de, zarif, kirmizi elbiseli bir kadin Istanbul. Opmeye doyamazsin, ellerine dokununca, kalbin yanar. Oyle ki, kosarak gelir sana topuklu ayakkabilariyla. Acar kollarini, kulagina ask fisildar. Kirilgandir Istanbul. Dokunsan aglar bazen.

Istanbul’u anlatsana bana. Bana bildiklerini anlat Istanbul’a dair. Yazdigin siirleri, okudugun sarkilari, sayfalar dolusu Istanbul tasvir ettigin romanlardan bahset. Kalbini senden nasil soktugunu anlat. Uzuldugunde, senin nasil kat be kat uzuldugunu anlat. Onu aldattigin insanlari anlat. Hem ona asik olup, hem de baska kollarda oldugun hikayeleri anlat. Ondan nasil nefret ettigini anlat. Nasil suratinin ortasina bir yumruk atip, onu yerle bir etmek istedigini anlat. Nasil kacarken kolundan tuttugunu anlat mesela. Ne bileyim, nasil oldugunu anlat.

Onun sana attigi tokadi anlat. Seni nasil yere serdigini anlat. Cebindeki son kurusunu neye ve nerede harcadigini anlat. Cer cop, ser sefil kaldigin zamanlardan bahset. Sana nasil yuz cevirdigini, nasil yari yolda biraktigini anlat. Anlat iste, kabadayiliklarini anlat. Esip gurlemelerini, gozunu mosmor eden yumrugunu anlat. Uzerine yagdirdigi yagmurlari, seni yaktigi gunesleri anlat.

Bitmez. Sen ne kadar anlatirsan anlat, bitmez Istanbul. Sen anlattikca cogalir Istanbul. Sen anlattikca dallanir budaklanir Istanbul. Sen seversin, o sevmez seni. Pesinden kosmayi durduramadigin icin bitmez Istanbul. Bazen de, o seni sever, sen ondan nefret edersin. Ama yine de, ne yapar ne eder, seni alir yanina Istanbul. Buyuyen nefretinden dolayi bitmez Istanbul.

Bir de birbirinizi nasil sevdiginizi anlatsana be. Kac icki masasinda Istanbul icin agladini, kac tane sigara yakip nefesini yuzune ufledigini anlatsana.

Vefali degildir Istanbul. Sen kalabalik diye, kalkar gidersin Ege’ye. Sonra, bir gun, geride biraktiklarini, ya da ufak tefek isini gucunu halletmeye donersin Istanbul’a. Ha oyle haftalar bile degil, bir kac gunler. Sonra, sen de nankorsun, iyi ki terketmisim dersin, cunku Istanbul, acmaz artik kollarini sana. Sen onu birakirsan, o bir daha donmez sana. Sen de zaten bir yerde dikis tutturamazsin sonra.

Istanbul bu iste. Yangin olur buyur icinde sonduremezsin. Bir kere dokundu mu sana, eksik olmaz ne ahin ne vahin.

Istanbul bu iste. Oyle bir seversin ki, her gidisinde gozlerin dolar.

Istanbul iste. Kimseyi sevemediginde, en cok onu seversin.

Istanbul iste. Ask neyse, Istanbul o iste.

Sen al git bavulunu, Istanbul gelir arkandan.

r.

2.3.17

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s