Papatya Fali: Biliyor? Bilmiyor?

Bilmediginiz bir sey soylemeyecegim ama unuttugunuz bir sey soyleyecegim. Sosyal medya guzel mecra, biliyoruz. Ekmegini yiyenimiz de var, cok cekenimizde. Bir kere icgudusel bir catisma yasiyoruz. Hepimizin kendimize gore gecerli sebebi var bu araclari kullanmakta. Benimkini bosverin. Ama size bahsetmek istedigim konu motivasyon degil, istatistik.

Aslinda, bu soyle basladi, benim hayat boyu taniyabilecegim ve tanidigima cok fazla mutlu olacagim, sayili insanlardan birisi, benim akil hocam dedigim, ayni zamanda en yakin arkadaslarimdan biri diyebilecegim bir insanin verdigi bir TED konusmasini izledim. Buraya bir parantez acmak istiyorum. Iki tane onemli hatirlatmasi olacak;

  •  Eger orneklendirmeyi kisisel hayatimda biri uzerinden veriyor isem, izinsiz isim kesinlikle kullanmadim, kullanmam, kullanmayacagim da. Sonrasinda da,
  • TED konusmalari. Ciddiyim, ben cok sey ogrendim, cok fazla motive oldugum konusma izledim. Bu konusmalarin ortak ozelliklerinden birisi, sizi dusunmeye sevk etmesi, ve kendinizle bir beyin firtinasi yapmanizi saglamasi. Ote yandan daha cok ogrenmek istemenize neden olmasi. En azindan benim durumumda bu soz konusu. Siddetle tavsiye ettigim bir platform. Oyle cok fazla zaman ayirmaniz gereken bir aktivite degil bu. 1 bolum dizi izleyeceginiz vaktinizi, 2 bolum TED konusmasi izleyerek de degerlendirebilirsiniz. Sadece bir tavsiye. (Bu arada, eger varsa tavsiyeleriniz, lutfen link birakin yorum kismina.)

Simdi gelelim bunlarin hepsinin nasil birbirine baglandigina. Bahsi gecen TED konusmasinda İstatistiğin Doğru Söylemesini mi İstiyorsunuz? Daha Fazlasını İsteyin! diyor sevgili, Eray Yucel. Bu ilk hatirlatma oluyor bana, algilarimizin nasil sekillendigine dair.

Daha sonrasinda, cok fazla zaman gecmeden uzerinde, Facebook’ta the Guardian’in su yazisina denk geliyorum. Okuyunca da acayip heyecanlanip, hemen TED’e giriyorum. Orada da Hans Rosling tarafindan verilmis butun TED konusmalarini buluyorum. Hepsini de tek tek izliyorum. Benim icin farkli bir maceraydi bu. Kafayi bozmustum bununla. (Buraya kucuk bir not duseyim, izlemek icin vakit ayirirsaniz, lutfen tarihsel siraya gore izleyin, cunku akis o yonde. Birbirinden bagimsiz konusmalar olsa da, bunu bir film olarak dusunun.)

Ama anlatmak istedigim mevzu bu degil. Her gun bir suru bilgi ile karsilasiyoruz. Ve, eger bu bilgiler onayli hesaplardan geliyorsa, cok fazla takipcisi olan kimselerden gelen paylasimlar varsa, oradaki bilgilere inaniyoruz. Hakli ya da haksiz yere. Size kalmis onu olcup tartmak.

Ama ben kucuk bir ornek vermek istiyorum. Dun gece bir tweet ile karsilastim. Trafik yogunlugunu yuzdelik olarak veren istatistiksel bir calisma. Meraklisi icin de site surasi. Tweeti de asagida gorebilirsiniz;


Ama sonra yorum kismina geciyorum, ve bir kullanici su yorumda bulunuyor:

“No, it is Beirut, why the city is not included?” – Verilen istatistige gore, Mexico City %66 ile en fazla yogunlugun oldugu sehir olarak gozukuyor, ama bu kullanici da Beyrut oldugunu iddia ediyor ve neden Beyrut’un haritaya eklenmedigini soruyor. Tabi herhangi bir referans yok, keske olsa.

Buraya kadar da sorun yok aslinda, cunku bu kullanicinin referanssiz tweeti de bizi pek baglamiyor. Ama sonra su cevap geliyor yetkililerden,

“Hi, … Thanks for asking! Lebanon is not part of the Traffic Index yet!” – Lubnan bizim indekslerimizde henuz yok diyor.

Bu tweet beni guldurdu. Simdi, sen diyorsun ki, dunyada trafik yogunlugunun en cok oldugu sehir Mexico City, ve Lubnan bizim dunyamiz da degil. Yani oyle demiyor da, ben dolayli olarak oyle anliyorum mesela. Ve teknik olarak, benim algilamamda ya da gulmus olmamda bir kusur yok. Neyse, guldum bi sure. Sonra ben de duramadim tweet attim tabi ki de. Sordum bu yanlis bir yonlendirme degil mi o zaman diye. Daha geriye bir cevap gelmedi. Ama belki mail atarim. Bilmiyorum. Issizim ne de olsa, ugrasacak neyim var. Bari bilgi kirliligini azaltayim. Ise yararsa.

Biliyorum aslinda hepinizin bunlarin farkinda oldugunu, ama retweet, like, share butonlari hepimizin hayatinda o kadar cok kolay erisilebilir hale geldigi icin, aslinda aklimiza yatan, algimizla ortusen her seyi paylasabiliyoruz.

Hans Rosling’e geri donecegim burada. Medyanin, cevremizin, egitim sistemimizin algilarimizi nasil sekillendirdiginin uzerine bir de sosyal medya ekleniyor. O yuzden, aslinda bildigimiz bir cok sey tam anlamiyla dogru degil.

Ben tezimi yazarken, biraz detaylica arastirmistim medyanin bizim algilarimiz uzerindeki etkisini, ve Chomsky’nin guzel bir sorusu vardi;

“How is it we have so much information, but know so little?” yani diyor ki, “Nasil bu kadar cok bilgiye sahibiz, fakat bu kadar az biliyoruz?”

Tek amacim, kucuk bir hatirlatma yapmak. Algilarimizin bir cok kaynak tarafindan sekillendirildigi bir dunyada yasiyoruz. Kabul etsek de etmesek de, bu dogru-yanlis ekseninde nerede oldugundan emin olmadigimiz bilgilerin, sosyal hayatimizda etkilerini cok fazla hissediyoruz. Politik goruslerimiz, kisisel yaklasimlarimiz, tercihlerimiz degisiyor. Bu yuzden, bilginin bilincli tuketicisi olmakta fayda var.

Her gordugunuze, okudugunuza, duydugunuza inanmayin. Hatta boyle cancanli bir kac grafik gordugunuz de bile, o grafigin degerlerini dikkatli okuyun. Onu da gectim, sorun sorgulayin. Ornek grubunun ne kadar genis oldugunu, ve bilgilerin ne kadar tutarli oldugunu. Biraz supheci olun, zarari yok. En fazla kafayi yersiniz.

Opuyorum,

r.

22.2.17

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s